12 Mart 2013 Salı

YALAN SÖYLEMEYEN ÇOCUK


  YALAN SÖYLEMEYEN ÇOCUK
Seyyid Abdülkadir Geylâni hazretleri küçük yaşta iken, bir arefe günü çift sürmek için tarlaya gitti. Bir öküzün kuyruğuna tutunup ardından giderek oynuyordu. O anda bir ses işitti:
\"\"Ey Abdülkâdir! sen bunun için yaratılmadın ve bunlarla emir olunmadın\"\"!
Bu ses, Abdülkâdir Geylâni hazretlerini korkuttu. Eve gelince dama çıktı. Hacıları gördü. Arafat\"ta vakfeye durmuşlardı.
-Anneciğim! bana izin ver de Bağdat\"a gidip, ilim öğreneyim. Sâlihleri, evliyâyı ziyaret edeyim.
Annesi de dedi ki:
-Ey benim gözümün nûru ve gönlümün tâcı evladım, Abdülkâdir\"im! senin ayrılığına dayanamam. Sensiz ben ne yaparım? Bu bakımdan müsâade edemiyorum.
Abdülkâdir-i Geylâni Hazretleri, tarlada olan bitenleri anlattı. Annesi ağladı. Kalkıp babasından miras kalan 80 altını alıp, kırkını kardeşine ayırdı. Kırkını da bir keseye koydu ve keseyi elbisesinin koltuğuna dikti. Sonra oğlunun gözlerinin içine bakarak dedi ki:
-Ey benim gözümün nuru ve gönlümün tacı evlâdım, Abdülkâdir\"im! Hak teâlânın rızâsı için olmasaydı katiyyen bırakmazdım. Huzur ve esenlik içinde sefere çık! Yolun açık olsun! seninle belki ebedi olarak ayrılıyoruz. Sana son olarak nasihatım şudur ki:\"\"Eğer beni memnun etmek istiyorsan, hiçbir zaman yalan söyleme , doğruluktan asla ayrılma! Allahü teâlâ her zaman ve her yerde doğrularla beraberdir\"\".
Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri annesine söz verdi ve ağlayarak elini öptü. Bağdat\"a gitmek üzere bulunan bir kervana rastgeldi ve aralarına katıldı. Hemedan\"ı geçmişlerdi. Bir müddet yol aldılar. Arz-ı Tetrenk denilen mahalle geldiklerinde kervanda bir bağırıp, çağırma koptu. Önlerine aniden bir sürü eşkıya çıkıp kervana saldırdılar. Bir anda sandıklar yere yıkıldı. Eşyalar yağma edilmeye başlandı. Eşkıyalar, kervandakilere birer birer sual edip, üzerlerinde her ne buldularsa aldılar. Sıra Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerine geldi. Eşkıyalardan biri latife olsun diye bunu önüne çekip sordu:
-Fakir çocuk, söyle bakalım senin neyin var?
-Üzerimde yanlız 40 altınım var.
Eşkıya inanmamıştı. Bırakıp gitti. İkinci bir harâmi sual edip, o da aynı cevabı alınca vaziyeti reislerine bildirdiler.
\"\"Bu çocuk 40 altınım var\"\" diyor dediler.
Bu defa da reisleri sordu:
-Senin üzerinde ne var?
-Hırkamda dikili 40 altınım var.
Reisleri adamlarına dönerek dedi ki:
-Açın bakın, bakalım! Adamları üstünü aradılar, içinde 40 altın bulunan keseyi bulup reislerine verdiler.
Eşkıya reisi hayretle sordu:
-Peki evlât, sen neden üzerinde altın olduğunu söyledin? Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri dedi ki::
-Ben evden ayrılırken anneme asla yalan söylemiyeceğime söz vermiştim. 40 altın için sözümü bozar mıyım?
Bu sözleri duyup hakikate şahit olan eşkıya başının gözleri yaşardı. Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin hakikat dolu gözlerine bakıp onunla kendi yaşını ölçtü. Kendisinin bu yaşa kadar nice hiyanet ve zulümler işlediğini, birgün Hakka yönelmediğini acı acı düşündü ve o güne kadar yaptıklarından pişman olup, ellerini başına vurarak şöyle haykırdı:
-Eyvah! biz de Allahü teâlâ söz vermiştik.::Bunca zamandır şeytana uyup ahdimizi bozduk. Fenalık yaptık. Yarın Hak huzurunda acaba bizim halimiz ne olacak? Sonra arkadaşlarına dönerek dedi ki:
-Ey arkadaşlarım! Bana bakınız, beni dinleyiniz! Ben, bunca senedir Hak teâlâ karşı olan ahdimi bozdum. O\"na isyan ettim. İçimden gelen bir pişmanlıkla bütün günahlarıma tövbe ile Rabbimin yoluna iltica ediyorum. Bundan böyle inşaallah, Hak teâlânın râzı ve hoşnut olmadığı bir şeyi yapmıyacağım. Reislerine pek ziyade bağlı olan eşkıyalar hep bir ağızdan dediler ki:
-Efendimiz, reisimiz! Biz de sizden ayrılmayız. Eşkıyalıkta reisimizdin, hidâyette de reisimiz ol!
Bunun üzerine kervan ehlinden ne alınmışsa sahiplerine iâde edildi. Bir sürü eşkıya Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin önünde tövbe etti. Kendisi tekrar yoluna devam ederek Bağdat\"a vardı. 

Yaşlı Kadınlar Cennete Giremez


  Yaşlı Kadınlar Cennete Giremez
Ensardan yaşlı bir kadın Resulullah\"a (s.a.) gelerek.
- Ya Resulullah! Bağışlanmam için bana dua et.
Resulullah (s.a.) :
- Bilmiyor musun ki cennete yaşlı kadınlar giremez, buyurdu.
Bunun üzerine kadının ağlamaya başlaması üzerine Resulullah (s.a.) gülümseyerek:
- Sen o gün ihtiyar bir kadın olmayacaksın. Allah\"ın "Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık. Onları, bâkireler kıldık. . Eşlerine düşkün ve yaşıt." buyruğunu hiç okumadın mı? (Vakıa 36-37) 

Zayıflama Ilacı


  Zayıflama Ilacı
İmam Şafiî Muhammed b. İdris Hazretleri anlatıyor:

Eski zamanda pek şişman bir kral varmış. Şişko kral zeki hekimlerden birinden kendisini zayıflatacak ilaçlar talep etmiş. Doktor onu görünce şöyle demiş:
- Allah seni ıslah etsin! Ben ilerisini gören bir doktorum. Sana bakınca anladım ki, senin ancak bir aylık ömrün kalmış! İlacın sana bir faydası olmaz ki!
Bunun üzerine kral, söylediklerinin doğru olup olmadığını anlamak için hekimi hapsettirir. Kral da bu süre içinde halktan gizlenir. Fakat içini öyle bir üzüntü sarar ki, bir ay içinde iyiden iyiye zayıflar.
Bir aylık zaman geçince kral sağ salim ortaya çıkar ve hapisteki hekimi de yanına çağırır. Der ki:
- Yalanın ortaya çıktı. İşte ben ölmedim. Bu yalanın sebebiyle seni fena halde cezalandıracağım. Hekim ise telaşlanmadan cevap verir:
- Allah kralı ıslah etsin! Ben geleceği bilmede Allah\"ın en düşük kuluyum. Fakat ben anladım ki, senin şişmanlığını gidermenin tek ilacı, ancak keder ve üzüntüdür. İşte bu sebepten dolayı, sana söylediğimi söyledim!
Bunun üzerine kral onu serbest bırakır ve kendisine iyiliklerde bulunur.\"
İmam Şafiî bu hikayeyi şu maksatla anlatmış: \"Fazla dert ve tasa, bedeni zayıflatan ve solduran şeylerdendir.\" (Tabii ki sıkıntıdan fazla yeme durumu hariç)
Yine o şöyle derdi:
\"Sana dininden bilgi verecek bir alimin ve beden durumundan bilgi verecek bir doktorun bulunmadığı bir memlekette oturma.\"

Bir Gencin Tövbesi


  Bir Gencin Tövbesi
Allahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip 
" (Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu. 
Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti. 
Oradakilere: 
Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca: 
-Ey Allahın peygamberi! Allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler. 
Musa aleyhisselâm: 
-Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler. 
Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü.Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı.Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti: 
-Ey Rabbim! sen buyurdun ki, o\"\"Benim dostumdur.\"\" İnsanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir? 
Allahü teâlâ: 
(Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah\"ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu.

Namazı Ertelemek


  Namazı Ertelemek
Anneannesinin sözleri yankilandi kulaklarinda: \"\"Oglum namaz hiç bu vakte birakilirmi?\"\" Anneannesinin yasi yetmise dayanmis, ama ezan 
okundugu vakit yerinden siçrar, yasindan beklenmeyecek bir hizla abdestini alir ve namazini kilardi. 

Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep... namaz son dakikalara kaliyor, bu sebeple namazini alelacele eda ediyordu. Bunu düsünerek kalkti yerinden, gözü saate kaydi. Yatsi ezaninin okunmasina on bes dakika kalmisti. Basini her iki yöne pismanlikla sallayarak, "Yine geciktirdim namazi." dedi kendi kendine. 
Kivrak hareketlerle abdestini aldi ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasina atti. Mecburen, hizli hareketlerle namazi eda 
etti. Tesbihatini yaparken anneannesini düsünmeden edemedi. "Bu halimi görse, tatli-sert kizardi yine bana." dedi. Çok seviyordu onu ...Hele öyle bir namaz kilisi vardi ki, onu hep bir gökkusagi hayranligiyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardi ki... hicabindan renkten renge girerdi. 

O gün aksama kadar derse girmisti. Müthis bir agirlik vardi üzerinde. Duasini yaparken, basini ellerinin arasina alip secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu sekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanir gibi oldu. "Ne kadar da yorulmusum." dedi. Daldi gitti öylece.... 

Kiyamet kopmustu. Mahseri bir kalabalik vardi. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmis, hareketsiz bir sekilde etrafi izliyor; Kimi saga sola kosturuyor, kimisi de diz çökmüs, basi ellerinin arasinda bekliyordu. Yüregi yerinden firlayacak gibi atiyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalisiyor,soguk soguk terler döküyordu. Hayattayken kiyamet, sorgu sual ve mizan hakkinda çok sey duymus ve ahiret hayati adina bu kavramlar kendisi için köse tasi olmuslardi. Ama mahser meydaninda ki ürperti, korku ve bekleyisin bu denli dehset verecegini düsünmemisti. 

Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir saga, bir sola bakti. "Benim ismimi mi okudunuz?" dedi dudaklari titreyerek..... 

Kalabalik birden yarilmis, bir yol olmustu önünde. Iki kisi kollarina girdi. Mahser meydaninin vazifelileri olduklari belliydi. Kalabalik arasindan saskin bakislarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmislerdi. Melekler her iki yanindan uzaklastilar. Basi önündeydi. Bütün hayati, bir film seridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden...." Sükürler olsun " dedi, kendi kendine ve devam etti; " Gözlerimi dünyaya açtim,Hep hizmet eden insanlari gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere kosuyor, malini islam yolunda harciyordu. Annem eve gelen misafirleri agirliyor, yemek sofralarinin biri kalkip, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. Insanlara hizmete çalistim. Onlara Allah\"i anlattim. Namazimi kildim. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçindim. "Kirpiklerinden asagi gözyaslari 
dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azindan sevdigimi zannediyorum." Diyordu. Ama bir yandan da "O\"nun için ne yapsam az, Cennet\"i kazanmama yetmez." Diye düsünüyordu.Tek siginagi Allah\"in rahmetiydi. 

Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sirilsiklam olmus, zangir zangir titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi 
bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kagit, mahser meydaninda ki kalabaliga döndüler. Önce ismi okundu. Artik ayaklari tutmaz olmustu. Neredeyse yigilip kalacakti. Heyecandan gözlerini kapamis, okunacak hükme kulak kesilmisti. 

Mahseri kalabaliktan bir ugultu yükseldi. Kulaklari yanlis mi duyuyordu? Ismi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yigildi. Hayretten dona kalmisti." Olamaaaazzzz " diye bagirdi. Saga sola kosturdu. "Ben nasil Cehennemlik olurum? Hayatim boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber kosturdum. Hep rabbimi anlattim." Diyordu. 

Gözleri saganak olmus, titrek vücudunu islatiyordu. Vazifeli iki melek kollarindan tuttu. Ayaklarini sürüyerek ve kalabaligi yararak 
alevleri göklere yükselen Cehennem\"e dogru yürümeye basladilar. Çirpiniyordu. Medet yok muydu? Bir yardim eden çikmayacak miydi? 

Dudaklarindan kelimeler kirik dökük, yalvarmayla karisik döküldü.."Hizmetlerim... Oruçlarim.... Okudugum Kur\"anlar......Namazim....Hiçbiri beni kurtarmayacakmi?" diyordu. Bagira bagira yalvariyordu. Cehennem melekleri onu hiç sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklasmislardi. Basini geriye çevirdi. Son çirpinislariydi. 

Resülullah, "Evinin önünde akan bir irmak içinde günde bes defa yikanan bir insani o irmak nasil temizler, günde bes vakit namazda insani günahlardan öyle temizler." Buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarim da mi beni kurtarmayacak?" diye düsünüyordu. 

" Namazlarim.....Namazlarim....Namazlarim." diye diye hiçkirdi. Vazifeli melekler hiç durmadilar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun basina geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakiyordu. Son bir defa dönüp geriye bakti. Artik gözleri de kurumustu. Ümitleri sönmüstü. Basini öne egdi. Iki büklüm oldu. 

Kollarini sikan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere dogru düsüyordu. Tam bir iki metre düsmüstü ki, bir el kolundan tuttu. 

Basini kaldirdi. Yukariya bakti. Uzun beyaz sakalli bir ihtiyar onu düsmekten kurtarmisti. kendisini yukariya çekti. Üstündeki basindaki tozu silkerek ihtiyarin yüzüne bakti. 

"Siz de kimsiniz ?" dedi. 
Ihtiyar gülümsedi: " Ben senin namazlarinim." 

"Neden bu kadar geç kaldiniz ?Son anda yetistiniz. Neredeyse düsüyordum."dedi.... 

Ihtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Basini salladi; 

" Sen beni hep son anda yetistirirdin, ...hatirladin mi? 


Secdeye kapandigi yerden basini kaldirdi. Kanter içinde kalmisti. Disaridan gelen sese kulak kabartti. Yatsi ezani okunuyordu. Ok gibi yerinden firladi. Abdest almaya gidiyordu. 

KABİL İLE HABİL


  KABİL İLE HABİL
Vaktiyle, kardeş olan Kabil ve Habil isminde iki Adem oğlu, Allahü Teâlâ için birer kurban, ona manevî yakınlık sağlayacak birer nesne arz etmişlerdi. Kabil katı tabiatlı, Habil ise takva sahibi bir kimse idi. Herhangi bîr delil ile Habil"in kurbanının kabul olunduğu Kabil"in kurbanının ise kabul olunmadığı anlaşıldı. Kurbanı kabul edilmeyen Kabil, Habil"in kurbanının kabul edilmesinden dolayı ona hased ederek:
— Ahdim olsun seni öldüreceğim, dedi. Habil de dedi ki: — Allahü Teâlâ ancak takva sahiplerinden kabul buyurur. Binaenaleyh Allah"dan kork, niyyetini düzelt. Eğer sen beni öldürmek için elini uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi uzatmam. Çünkü ben, âlemlerin Rabb"ı olan Allah"dan her halde korkarım. Ben bu suretle şunu isterim ki, beni günaha sokmayasın da hem benim günahım, hem de kendi günahınla dönüp gidesin, bu iki günahı yüklenerek can verip Hakk"ın huzuruna Varasin da Cehennem ehlinden olasın. Zira zalimlerin cezası budur. Bu takva, bu salim fikir, bu hayır ve nasihat, bu kardeşlik hissi üzerine, kurbanı kabul edilmeyen zalim Kabil"in nefsi, kendisine kardeşi Habil"i öldürmeyi arzu ettirdi. Yani vaz geçirmek şöyle dursun öyle bir cinayet güya bur tâat şevkiyle endişesiz yapılabilecek, mâniden uzak, arzusuna uyulur bir şey gibi gösterdi, kolaylık hatta gayret verdi. Bu suretle nefsi, Kabil"e bu cinayeti bir yem gibi önüne gerilmiş pek hoş bir şey gibi gösterip ve bu isyanı icrası lâzım bir tâat gibi kabul ettirince de Kabil kardeşini öldürdü. Ancak, bu cinayeti ile kendisine bir fayda sağlama ihtimali olmadığından başka, dininde de, dünyasında da hüsrana uğradı, zarar ve ziyan içinde kaldı, öldürdüğü kardeşinin cesedini ne yapacağını şaşırdı, çaresizlikler içerisinde kıvrandı. Sonra Allahü Teâlâ, yerde deşinen bir karga gönderdi. Bu gönderiş ve deşiniş ona kardeşinin cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek içindi. Katil, karganın bu hareketinden ilham alarak: — «Eyvahlar olsun, vay bana, ben şu karga kadar olup da kardeşimin iaşesini gömüp gizlemekten aciz oldum ha!..» Dedi ve bunun üzerine nadimler güruhundan oldu, pişmanlıklar içerisinde kaldı. Bu kıssadaki Kabil ve Habil ismindeki iki kardeşin Adem aleyhisselâmın kendisinin iki oğlu olduğu, ekseri müfessirlerin görüşü olmakla beraber israil oğullarından iki Adem oğlu olduklarını söyleyenler de vardır. Ancak dikkat edilmesi lâzım gelen husus, şahısların tâyini değil, vak"anın hakikatidir. Çünkü Kabil ve Habil kıssası namıyla acaip ve garip bir çok şeyler söylenmiştir. Binaenaleyh hata olmak ihtimalinden kurtulamayacak olan türlü türlü rivayetlerden ve tafsilâttan sakınarak Kur"ân-ı Kerîm"deki beyanın esas alınmasına dikkat çekilmiştir. Nitekim mealen şöyle buyurulmuştur: —«Allahü Teâlâ iki Adem oğlu ile bir mesel darb etti, bunun hayrını tutun, şerrini bırakın.» (Mâide Sûresi) 

Dünyada Cennete Ilk Giren Kimdir?


  Dünyada Cennete Ilk Giren Kimdir?
GÜNLERDEN BİRGÜN HZ.MUHAMMET S.A.V İN KIZI HZ FATMA BABASINA SORAR BABA DÜNYADA İLK ÖNCE CENNETE GİRECEK İNSAN KİMDİR.HZ MUHAMET S.A.V ŞÖYLE BUYURUR BİZİM AŞAĞIDAKİ MAHALEDE FALAN SOKAKTA BİRİ OTURUYOR İŞTE İLK CENNETE GİRECEK İNSAN O DUR DİYOR. HZ FATMA MERAK EDER BABASININ TARİF ETİĞİ YERE GİDER VE KAPIYI ÇALAR KAPININ ARKASINDA ÇOK YAŞLI BİR BAYAN SESİYLE KİM O DER HZ FATMA DA BEN FATMAYIM HZ MUHAMMDİN KIZI FATMA YAŞLI KADIN ÜZÜLEREK ŞÖYLE BUYURUR EY FATMA SENDEN BEN AFETMENİ DİLİYECEM AMA EŞİMİN HABERİ OLMADAN SENİ İÇERİ ALAMIYACAM BEN BUGÜN ONDAN İZİN ALAYIM YARIN GELİRİSİNİZ HZ FATMA GERİ GİDER VE ÇOK ŞAŞIRIR ÖTEKİ GÜN BİRDA GİDER BUSEFER YANINDA ÇOCUKLARI HZ HASAN İLE HZ HÜSEİNİDE GÜTÜRÜR.VE YİNE KAPIYI ÇALAR GENE AYNI BAYAN KİM O DİYE SORAR VE KAPIYI AÇMAZ HZ FATMA BENİM DER YAŞLI BAYAN SORAR YANINDAKİLER KİM HZ FATMA ÇOCUKLARIMDER YAŞLI BAYANDA KUSURUMA BAKMA EY FATMA BEN EŞİME SADECE SENİN İÇİN İZİN ALMIŞTIM ÇOCUKLARINDAN HABERİM YOKTU SENDAHA SONRA YİNE GEL BEN BUSEFER ÇOCUKLARIN İÇİNDE İZİN ALIRIM YAŞLI BAYAN KAPIYI GENE AÇMAZ.ÖTEKİ GÜN HZ FATMA GENE O KAPIYI ÇALAR YAŞLI BAYAN KAPIDA YİNE SORAR KİM O DİYE HZ FATMA BENİMDER VE KAPI AÇILIR SONUNDA.HZ FATMA ÇOK ŞAŞIRMIŞ ÇÜNKÜ YAŞLI DİYE DÜŞÜNDÜĞÜ BAYAN MEĞERSE ÇOK GENÇ VE GÜZEL BİR BAYNMIŞ HZ FATMA SORAR PEKİ O YAŞLI KADIN NERDE DİYE GENÇ BAYAN AĞZINDAN BİR TAŞ ÇIKARTARAK O YAŞLI BAYAN BENİM PEKİ NEDEN O TAŞIN AĞZINDA OLDUĞUNU SORAR GEN BAYAN YOLDAN GEÇENLER SESİMİ DUYUP GÜNAHA GİRMESİNLER DİYE İŞTE BU BAYAN CENNETE İLK GİRECEK İNSANDIR.ÇÜNKÜ KOCASINA SADIK VE DİNDAR BİR EV HANIMIDIR BUNLARI ÖRNEK ALALIM LÜTFEN ALLAHA EMANET OLUN